YAŞAM İÇİN BİR MAKİNE

YAŞAM İÇİN BİR MAKİNE

29 Ocak 2018

High tech mimari nedir, binalarda nasıl karşımıza çıkar, biz inşaat sektörüne nasıl yansır bu konuyla biraz ilgileneceğiz. İlk olarak tarihçesine bakacak olursak eğer, 1970 ‘li yılların başında alternatif teknoloji olarak karşımıza çıktı. High tech mimari endüstride elektronik, bilgisayar, çipler, robotlar anlamına gelirken, mimaride belirli bir stil anlamına gelmektedir. Bu tarz yapılarda, kullanılan malzemenin cam ve metal olmasının büyük bir kullanış esnekliği getirmesinin yanında teknolojik bir görüntü katmasıyla kişileri etkilemekte ve bu yapıları şehirsel simgeler, prestijli anıtlar haline getirmektedir. Bu tarzın öncü mimarları, tasarladıkları inşaatları “yaşam için bir makine” olarak görerek, kaynağı teknoloji ve hayal gücü olan binalar yapmaktadırlar. Hatta ki binayı günlük hayatta kullanılan bir alet olarak düşünüp, binaların daha fonksiyonel ve kullanışlı olması gerektiğini vurgularlar. High tech mimarinin bir diğer özelliği ise alışılagelmiş hantal binalarla, kesin ölçüsü olmayan beton, tuğla, kereste gibi geleneksel malzemelerle inşa etmek değil. Onun yerine fabrikada üretilen kesin ölçüleri olan cam ve metal gibi kolay bir araya gelen parçalar tercih edilmesidir. Genellikle bu yapılar çelik kafes, metal panel gibi belirgin karakteristik özellikler taşımaktadır. Günümüzde giderek artan high tech mimari yapıları kullanıcılarına günün koşullarına kolay adapte edilebilmekte ve yüksek konfor koşulları sağlamaktadır. Bu sebepledir ki daha çok fabrika, ofis, süpermarket, sanat binaları gibi yapılarda tercih edilmiştir.

Sektörün öncülerinin savunduğu düşünce; mimarlık ve inşaat sektörünün teknolojiyi kullanarak bulunduğumuz çağın içinde yer alması gerektiğidir. Geçmişten günümüze gelen ve gelişerek devam eden yapılar high tech mimari etkisiyle çağı yakalamış görünüyor. Bu ileri teknoloji yapılarının birçok ortak özellikleri bulunmaktadır. Bunlardan başlıcaları; dış duvar, çatı ve iskelet sisteminde esneklik, saydamlık, parlak ve düz renklendirme, ince kablolar, cam-metal ve plastik malzemeler ve strüktür ve servislerin algılanması olarak sayılabilir. Bu temel özelliklerin yanı sıra; enerji tasarrufu, deprem ve rüzgardan korunma sistemleri doğal ışık kullanımı gibi yan özellikler eklenebilir.

Dünyaca ünlü high tech mimarinin eserlerinden örnekler vermek gerekirse ilk olarak söyleyeceğimiz yapı Lloyd’s Büro Binası. Londra ‘nın merkezinde yer alan bu yapı tüm özellikleri taşımaktadır. Ana malzeme olarak çelik kullanılan bu ofis binasının en belirgin özelliği bina içerisinde olması beklenen her türlü tesisat asansör ve merdiven gibi alt yapıların iç mekan alanının arttırmak amaçlı olarak tamamı bina dışında inşa edilmiştir. İkinci örneğimiz Hong Kong Bankası. Sadece Hong Kong değil dünyanın bankası aynı zamanda. İlk havalandırma sistemine sahip yapı olma özelliğiyle tanınmakta. Bir başka örnek 1972 de inşa edilmiş olan Dymaxion Evi ’dir. Bu tasarım yapının birçok önemli özelliği vardır. Tasarlayıcı mimar R.Buckminster Fuller, aynı zamanda high tech in babası ünvanını hak eder. Fuller bu evi uçak endüstrisinde kullanılan teknoloji ve malzemeleri kullanarak tasarlamış ve eve en önemli özelliği olan kendi enerjisini kendi üreten, depreme dayanıklı doğal olarak ısıtılan ve serinletilen ve bakım gerektirmeyen konut inşa etmeye çalışmıştır.

Sonuç olarak günümüzde artık mimarlar ve inşaat sektörü, daha da bilinçlenip gelişerek, hem yeniyi inşa ederken eskiyi değerlendirmek, hem de daha tasarımsal yapılar hayata geçirmek için yüksek teknolojili sürdürülebilir binalardan ve bu örneklerden esinlenip gelişmeye devam etmelidir. High tech yapıları günümüzde uygulama alanları giderek artmasıyla da geleceğin yapıları olarak nitelendiriliyor.

Haberi Paylaş: